17 Mayıs 2012 Perşembe

twitter'da bu akşam bir yayın okudum, atatürk olmasa gibi bir şeydi,tam olarak anımsamıyorum.Bende o tweete istinaden bir şeyler düşündüm, daha doğrusu gözüm daldı boş boş, ve atatürkün olmadığı bir dünya veya batı-doğu veya batının doğusunu düşündüm.bunları okuduğumuz tarihe göre yorumlamak istiyorum.sırılama karışıktır olumlu olumsuz tesadüftür, aklıma geleni yazdım.

ATATÜRK OLMASAYDI :

1- 1923 yılına kadar ki tüm spor kulüpleri olabilirdi.
2- Anadolu da müslüman egemenliği olmazdı.hristiyan sayısı %60-%40 gibi olurdu
3- İstanbul hıristiyan bir şehir olurdu cami ve kilise sayısı yer değiştirirdi.
4- istanbulda trafik sorunu olmazdı.
5- istanbulda gece kondu diye bir kavram olmazdı
6-İstanbul daha yaşanılır bir şehir olurdu çünkü bu kadar göç almasına müsade edilmezdi
7-Ege tam bir helen bölgesi olurdu, rakı, sirtaki,dans ,raks.
8- Güneydoğu anadolu tam anlamıyla israil devleti olurdu,israil bölgenin en kuvvetli devleti olurdu.
9-Karadeniz bölgesinde de rum-ortodoks sayısı fazla olurdu,Fadime-emine yine olurdu ama belkide gündelikçi olurlardı.
10- EN ÖNEMLİ MADDE BU : ırak ve iran çok daha önceden feth edilirdi, ırak oldu gerçi ama iran da feth edilirdi, sömürge olurlardı, arap halkı çok ama çok acı çekerlerdi, bombalama falan,intehar saldırıları olmazdı,çünkü zaten çooktan asimile olurlardı.
11- Müslümanlık yeryüzünden silinmek üzere olurdu.

28 Şubat 2012 Salı

ADNAN POLAT VE SERHAT ULUEREN BATMIŞ G.S. İÇİN PARA TOPLADI!

http://galatasaray.to/forum/archive/index.php/t-3042.html

30.01.2006
 İŞTE HABERİ.


CANPOLAT! Adnan Polatın başlattığı kampanya Galatasaraya adeta can verdi.
Suni teneffüs
Yönetim bu fikri sevdi!
Kibriti de onlar çaktı
Taraftar kartı zarar etti
G.Saraylılar ne diyor?
Rakipler ne diyor?

Suni teneffüs

Adnan Polat'ın başlattığı kampanya büyük yankı uyandırdı. Toplanan para 5 milyon dolara ulaştı. Telefonlar kilitlenince banka hesap numaraları basın bülteniyle duyuruldu. 

Galatasaray'ın eski asbaşkanlarından Adnan Polat'ın başlattığı "100.000 dolar" kampanyası büyük yankı uyandırdı. Geçtiğimiz haftalarda, "1500 Galatasaraylı iş adamı 100'er bin dolar verirse kulüp kurtulur" diyen Polat, geçtiğimiz gece Serhat Ulueren'in sunduğu Son Nokta programında bu kampanyaya start vermişti. Telefonla programa bağlanan camianın birçok önemli ismi kampanyaya destek vereceklerini açıkladı. Efsane başkan Selahattin Beyazıt "Adnan'ın yaptığı önemli bir imtihan. İnşallah başarıyla buralardan geçeriz" diyerek 100 bin doları vereceğini söyledi.

SON RAKAM: 5 MİLYON DOLAR
Dün, toplam rakamın 5 milyon dolara ulaştığı öğrenildi. 
Sabah erken saatlerden itibaren kampanyaya katılan sarı-kırmızılı camianın önde gelenleri, kulübün kasasını doldurmak için seferber oldu. Öte yandan G.Saray'ın resmi internek sitesi www.galatasaray.org Metro Turizm'in sahibi Galip Öztürk ve kardeşi Talip Öztürk'ün Mecidiyeköy'deki kulüp binasına gelip Özhan Canaydın'a 200.000 dolar tutarında bağış çeki vermelerini manşetten duyurdu. Bu bağış, kampanyanın camiada heyecan yarattığı ve sarı-kırmızılı kulübe gönül vermiş maddi durumu yerinde diğer iş adamlarını da tetikleyeceği şeklinde yorumlandı.

TELEFONLAR KİLİTLENDİ 
Öte yandan Adnan Polat, akşam saatlerine doğru bir basın açıklamasıyla ilgiye teşekkür etti. Verdiği telefon ve faks numaralarının kilitlendiğini ve her kesimden ilgi gördüğünü belirten Polat, "Gönül kapımız gibi kampanyamız da arzu eden tüm Galatasaraylılar'a açıktır" ifadelerini kullandı. Polat, sarı-kırmızılı camianın eşi bulunmaz bir duyarlılığa sahip olduğunun altını çizdi.

Murat Bereket

Aziz Yıldırımın Kapattığı Billionaire'den anlamlı Mesaj


İddaname de Aziz Yıldırımın kapattığı diye belirtilen billionaire'den savcılara anlamlı mesaj..:))

27 Şubat 2012 Pazartesi

SPORDAN ANLAMAYAN TFF ETİK KURULU ÜYELERİ

Hiç üşenmedim,  nedir bu TFF etik kurulu diye bir araştırayım dedim.
Gördüğüm bilgiler karşısında şok yaşadım.
Öncelikle şunu iyi bilmenizi isterim ki yaptığım araştırmalar neticesinde TFF'de görev yapan Etik Kurulu Üyelerinin hiç biri Spor konusunda uzman değiller.Futbol topunu yolda görseler bomba diye karakola götürürler.Her biri birbirinden değerli hukukçular.Hepsi kendi dallarında, kendi uzamanlık alanlarında yetkin kişiler ama maalesef hiç biri futboldan anlayan hukukçular değil.Aşağıda bu kıymetli prof.'ların öz geçmişi var.
Gördüğünüz gibi spor'un 'S' si yok.
Bu kişiler Futbol konusu konuşulan tapelerden hiç bir şey anlayamazlar.
Yani bu bilgiler bile TFF Etik kurulunun vereceği kararların sağlıklı olmadığını ispat eder.
NOT:Diğer iki üye avukat.

Prof.Dr. ILYAS DOGAN 
  Ana Sayfa   Özgeçmiş   Yayınları   Uzmanlık Alanı   Projeleri
 

Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kamu Hukuku Bölümü
Genel Kamu Hukuku
Öğretim Üyesi

Tel:0-312-212 21 24/306
E-mail : 
ilyasdogan@gazi.edu.tr

Özgeçmiş
| Sayfa Başı |

OZGECMIS
Prof. Dr. Ilyas Dogan
Gazi Universitesi Hukuk Fakultesi
Genel Kamu Hukuku ABD Ogretim Uyesi
ilyasdogan@gazi.edu.tr

Ogrenim
1982 Lise, Sakarya Arifiye Ögretmen Lisesi
1986 Lisans, Istanbul Hukuk Fakültesi
1989 Master, Istanbul Hukuk Fakültesi
1996 Doktora, Istanbul Hukuk Fakültesi
2000 Kamu Hukuku Doçenti

Gorev Yaptigi Universiteler
1987-1992 Istanbul Hukuk Fakültesi (Aras. Gör.)
1992- 1997 Dicle Üniv. Hukuk Fakültesi (Aras. Gör.)
1997-2000 Dicle Üniv. Hukuk Fakültesi (Yard. Doç.)
2000-2004 Dicle Üniv. Hukuk Fakültesi ( Doç. Dr.)
2004- Gazi Univ. Hukuk Fakültesi ( Doç. Dr.)


Uzmanlık Alanı| Sayfa Başı |

Devlet Kurami, Insan Haklari Hukuku, Anayasa Hukuku, Siyaset Bilimi, Devletler Hukuku (devletin hukuka aykiri fiillerden ve islemlerden sorumlulugu)

Bu da Etik Kurulu Başkanının Yardımcısı , spor konusunda eğitim almamış


Medeni Hukukçudan, icra ve iflascı'dan TFF etik kurulu başkanı mı olur? olur?


Kısa Özgeçmiş

OğuzATALAYProf. Dr. Oğuz ATALAY

1983’de DEÜ Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Oğuz Atalay, 1984 yılında aynı Fakülte’de Medeni Usûl ve İcra-İflâs Hukuku Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olmuştur. Prof. Dr. Atalay, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı’nda 1984 yılında başladığı yüksek lisans eğitimini, “Medeni Usûl Hukukunda Adli Yardım” konulu tezle 1986 yılında tamamlamıştır. Prof. Dr. Atalay, bir yıl sonra yine Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı’nda doktora eğitimine başlamış, bu sırada Alman Akademik Değişim Kurumu (DAAD) tarafından sağlanan burs ile Almanya’da Freiburg-Albert Ludwig Üniversitesi’nde araştırmalarda bulunmuş ve “Anonim Şirketlerin İflâsı” konulu tezi ile doktorasını 1994’te tamamlamıştır. 1995 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yardımcı doçent olan Prof. Dr. Atalay, 1999 yılında “Medeni Usûl Hukukunda Menfi Vakıaların İspatı” konulu tezi ile doçen olmuştur. Bir süre Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde de görev yapan Prof. Dr. Atalay, 2006 yılında “Borca Batıklık ve İflâsın Ertelenmesi” konulu takdim tezi ile Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi‘ne profesör olarak atanmıştır. 2000-2001 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekan yardımcılığı görevini de yürüten Prof. Dr. Atalay, 2008 yılında İzmir Üniversitesi Rektörü olarak da görev yaptıktan sonra, tekrar Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. 2011 yılı Mayıs ayında Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi'nden emekli olan Prof. Dr. Atalay, Gediz Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde kadrolu öğretim üyesi olarak çalışmaya başlamıştır.
Prof. Dr. Atalay, İcra ve İflâs Kanunu Değişiklik Tasarısı Komisyon Üyeliği, Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu Komisyon Üyeliği gibi kanun komisyonlarında üyelikleri yanında, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde de lisans ve lisanüstü dersler vermiştir. Kendisi temel çalışma alanı medeni usûl ve icra-iflâs hukuku yanında, banka hukuku, iflâsın ertelenmesi, işletmelerin yeniden yapılandırılması ve ispat hukuku üzerinde yoğunlaşmıştır. Prof. Dr. Oğuz Atalay’ın birçok kitap, makale, tebliğ ve çalışması bulunmaktadır. Halen Türkiye Futbol Federasyonu Etik Kurul Başkanı olarak da görev yapmaktadır.

26 Şubat 2012 Pazar

Bence Oscar Gecesinin en seksi resmi JLO ve Cameron Dİaz


APİS'İ NASIL KESTİM ? APİS NASIL KESİLİR? APİS NE ZAMAN ÇIKAR ?

Arkadaşlar bu Apis denen büyük bir öküz yada boğa'dır.Bu SRO denen bir oyunda 103 level görevidir.Bu apisi ben tam 1,5 saat bekledim ve inanın kesmem bir saatten fazla sürdü bu arada yemek yedim, tv seyrettim, bir defa da kaleye döndüm çünkü okum bitti ! Herneyse apis'i kesmek istiyorsanız sabrretmeniz lazım bunu bilin tabii ki tek kesecekseniz.27.02.2012

84.OSCAR ÖDÜL TÖRENİ YILDIZI JENİFER LOPEZ


EN İYİ YABANCI SİNEMA ÖDÜLÜ İRAN'A GİTTİ

Eminim bu haber sinemaya, spora, sanata siyaseti karıştıran veya karıştırmak isteyen insanlara kapak olmuştur.Dünyanın izlediği bir organizasyonda , en iyi yabancı sinema ödülü İran'a gitti.Filimin yönetmeni ödülünü aldıktan sonra barış mesajları verdi.

Aziz Yıldırım Mektubu


Aziz Yıldırımın Savunmasını Yetersiz Bulanlar İçin.



Tarihler Şubat ayının son günleri spor camiasında her kafadan sesin çıktığı bu sıralarda Aziz Yıldırım ilk savunmasını yaptı kimileri bu savunmayı yetersiz, kimileri ise agresif buldu, bir avukat ise bu savunmayı savunma saldırı olarak yorumlayıp, A.Yıldırımın savunma taktiğini J.vergesin savunma taktiği methoduna bağlamış.
SAVUNMA SALDIRIYOR


’Burada ortaya çıkan sonuç adaletin renk skalasında sarı ve lacivertin olmadığıdır. Ama unutulmaması gereken husus "SUÇLULARIN BERAAT ETTİĞİ YERDE YARGIÇLAR HÜKÜM GİYER" sözünün gerçekliğidir.‘’ (Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım)
Platon hocası Sokrates’in savunmasını kaleme alarak, bir erdem savaşçısının haksızlıklar karşısında dik duruşunu ölümsüzleştirmiştir. Platon bu ünlü savunmasına "Beni suçlayanların üzerinizde nasıl bir etki bıraktıklarını bilemem, Atinalılar; ama öylesine inandırıcı konuştular ki, neredeyse bana kendimi unutturdular ve gene de söylediklerinin hemen hemen tek bir sözcüğü bile doğru değil."
3 Temmuz sabahı tüm Türkiye özellikle de Fenerbahçe'liler bir şokla uyandılar. Son maçının son dakikasına kadar mücadele ederek kazandıkları şampiyonluğun şike ile kazanıldığı iddia ediliyordu. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ve yöneticiler şike yapmak, çıkar amaçlı örgüt kurmak gibi suçlamalarla gözaltına alınıyordu.

Devam eden günlerde gizlilik kararına karşı soruşturma içerisindeki suçlama unsurları basına birileri(!) tarafından servis ediliyor ve evrensel bir hukuk kaideleri olan, masumiyet karinesi ve savunma hakkı yok sayılarak, yargısız infazla Aziz Yıldırım’ın kaç yüzyıl ceza yiyeceğine dahi karar veriliyordu.
Tıpkı yukarıda alıntıladığımız Sokrates’in savunmasının başında dediği gibi suçlayanlar kamuoyunda öyle bir baskı oluşturmuşlardı ki, insanların bildiklerini unutturmaya çalışıyorlardı. Başkan Aziz Yıldırım’ın cezaevinden masumiyetini haykırması ve hakkındaki iddiaların tek bir sözcüğünün dahi doğru olmadığını söylemesi Fenerbahçe’liler hariç kimse tarafından işitilmek dahi istenmiyordu.
Ve nihayet yaklaşık 8 ay sonra Başkan Aziz Yıldırım Mahkeme’ye çıktı. Söz artık savunmanındı. Aziz Yıldırım’ın savunması, bilindik savunma tarzının dışında idi.
Bu savunma tarzı bana  ‘Savunma sanatının sıradışı ustası dünyaca ünlü sıradışı avukat Jacques Verges’in Sokrates’İn savunmasından etkilenerek oluşturduğu Kopuş Savunması’ teorisini hatırlattı.
Jacques Verges, ‘Savunma Saldırıyor’ adlı ünlü kitabında şöyle der: …Kimsiniz? Neyi temsil ediyorsunuz? Nedir tarihsel olarak varlık nedeniniz? Bunlar yargıçların, savcıların ve sanıkların her davanın eşiğinde kendi kendilerine sormaları gereken sorular.
Savunma politikasında her zaman iki yöntem olmuştur: Varolan adalet mekanizmasını kabul eden uyum savunmaları (Dreyfus, Challe) ve yeni bir gerçekliği gözler önüne sermeyi hedefleyen kopuş savunmaları (Sokrates, Dimitrov). Birinciler kafalarını kurtarırken, ikinciler davalarını kazanmışlardır.
Davaların, mahkeme salonunun dört duvarı arasında kalmadığı, dünyanın gözleri ve kulakları önünde yer aldığı günümüzde, hem davasını kazanıp hem de kafasını kurtaranların sayısı artmaktadır. “Uygarlık”larının ve ellerinde tuttukları öldürme gücünün verdiği güvenle davranan tuzukurular, “adaletlerinin” geçerliğinin kalmadığını, tek söz söyleme hakkının kendilerinde olmadığını anlamalıdırlar artık.”
Jacques Verges, teorisinde önemli olan, dava konusu somut olay değildir. O, dava konusu samut olayı büyük resmin bir parçası olduğunu düşünür ve dikkatleri büyük resme çekmek gerektiğini düşünür. Büyük resim ‘Sistem’dir. Kopuş Savunması’nda Sistem sorgulanır. Verges’in Savunma Saldırıyor isimli kitabındaki açıklamalarından da anladığımız üzere ‘kopuş savunması’ adını verdiği savunmalarda düzenin kendisini sorgular, sanığın mevcut düzen içindeki suçluluğunu kabul eder, fakat söz konusu davranışı suç kabul eden düzenin kendisinin kemikleşmiş bir şiddet ve dışlama üzerinde yükseldiğini ve yapısal olarak suçu mümkün kılan, hatta yer yer onu kaçınılmaz hale getiren yönüyle de düzenin suça ortak olduğunu ve sorgulanması gerektiğini göstermeye çalışmaktadır. Bu yönüyle mahkeme salonu düzenin açıkça sorgulandığı bir ‘sahne’, dava da düzen ile düzen karşıtlarının rollerini paylaştıkları bir ‘orkestra’dır. Verges ‘Savunma Saldırıyor’ derken, aslında bir saldırganlığı değil, adaleti katledip kanını hukuk kılıfıyla gizlemek isteyenlere karşı dik bir duruşu ifade etmektedir.
Başkan Aziz Yıldırım’da savunmasının pek çok bölümünde Kopuş Savunması usulünü uyguladı.
Başkan Aziz Yıldırım, savunmasına  Türkiye’deki yargı sistemini ve soruşturma sürecindeki gayri ahlaki, gayri hukuki unsurları ima ederek şu sözle savunmasına başladı: "Sayın Başkan Sayın Üyeler, Adalet topaldır; ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç ulaşır." düşüncesiyle sekiz ay sonunda Sayın Mahkemenizin huzurlarındayız. 3 Temmuzdan bu yana yaşananlar ve yaşatılanlar, hepimizin malumudur. Soruşturma süresince evrensel hukuk kuralları ve masumiyet karinesi açıkça ayaklar altına alınmış ve Anayasa güvencesindeki tüm haklarımız açıkça gasp edilmiştir. Gizlilik kararları ihlal edilmiş; avukatlarımızın dahi alamadığı tüm bilgi ve belgeler özel hayatın gizliliği kuralı çiğnenerek basına açıkça servis edilmiştir. Tüm kamuoyunun, sadece polisin istediği ve kendine göre değerlendirip sunduğu tapeleri gün be gün takip etmesi sağlanmış; böylece Aziz Yıldırım ve arkadaşları toplum önünde itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır.’’ … belge ve delil olarak sunulan telefon kayıtları, 4 Temmuz 2011 tarihinden itibaren her gün gazete sayfalarında, internet sitelerinde ve TV kanallarında yayınlandı. Dosyada gizlilik kararı vardı ancak kimsenin gizlilik kararına uymuyor olması ile ilgili hiçbir işlem yapılmıyordu. HALBUKİ HALEN SORUŞTURMASI DEVAM EDEN MİT DOSYASINA GİZLİLİK KARARI UYGULAMASI YAPILIYOR, BASINA HİÇBİR BİLGİ VERİLMİYOR. BU DA, BİZLERİ KARALAMAK ADINA BİLGİLERİN KASITLI OLARAK MEDYAYA SIZDIRILDIĞININ EN GÜZEL ÖRNEĞİDİR.’’
Bu sözler, bu süreçte en temel insan haklarından olan savunma hakkı ve yine en temel hukuk kurallarından olan masumiyet karinesini hiçe sayanlara ve buna müsaade edip göz yumanlara karşı, tarafsız-bağımsız ve adil olması gereken yargılama sürecini ihlal eden ilgili ve yetkililere karşı bir tokattı.  Suratları köseleye dönmüş olan arsız hadsizler bu tokatı hissettiler mi bilemeyiz.
Aziz Yıldırım, savunmasının ileri aşamalarında hep Jacques Verges’in dediği gibi, Sistem’i sorguladı. Türk Hukuk sistemini ve Türk Futbol Sistemini. Bu durum kimi artniyetliler ve yine kimi anlama özürlüler tarafından kendini savunmuyor başkalarına saldırıyor diye eleştirilmeye çalışıldı. Ama anlayan anladı ve mesaj yerine ulaştı.
Aziz Yıldırım, savunmasında soruşturmanın önündeki perdeyi aralayıp, dikkatleri suçlayıcıların perdenin arkasında gizledikleri büyük resme çevirmeye çalıştı. Önemle ve ısrarla belirtirim ki, bu operasyon Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım’a karşı yürütülen bir operasyondur. Her ne kadar huzurunuzda Fenerbahçe’nin değil, sadece şahısların yargılandığı gibi bir algı yaratılmaya çalışılsa da, yargılanan bu şahısların Fenerbahçe’nin başkan ve yöneticileri olduğu, bu şahıslara isnat olunan her asılsız eylem nedeniyle Fenerbahçe Spor Kulübü’nün sorumlu tutulacağı gerçeği unutulmamalıdır.’
Başkan Aziz Yıldırım‘ Ancak konu şike ve teşvik meselesi değildir. Bugün konu Türk sporunu ele geçirme operasyonudur.’ diyerek deyim yerinde ise aslında ‘Kral Çıplak’diyor.
Aziz Yıldırım savunmasında yine büyük resimdeki bir büyük çelişkiye de dikkat çekmiştir. ‘Sayın Cumhurbaşkanı, 6222 sayılı Yasanın kişilere yönelik özel bir düzenleme olduğunu söyleyip, bu yasayı veto etti. Ancak Cumhurbaşkanlığı ve MİT yasasını özel bir düzenleme olmadığını düşünerek hemen imzaladı.’ Bu eleştiri belki de, görmezden gelinmeye çalışılan ama maalesef sistemin en üst seviyelerine kadar sirayet etmiş kişiye ve olaya göre farklı muamelelere maruz kalmaya alışan halkın haline tercüman olan bir sistem eleştirisidir.
Yine ülkemizde pek çok olayda ve yine özellikle bazı yargı süreçlerinde görülen bir olumsuzluk olan eşitsizlikleri hatırlatırcasına (Trabzonspor, Galatasaray gibi takımlar hakkındaki şüpheler görmezden gelinmesine rağmen, Fenerbahçe ile ilgili en ufak şüphe dahi suçluluk ispatı gösterilmesini dile getirmiştir) ‘’Burada ortaya çıkan sonuç adaletin renk skalasında sarı ve lacivertin olmadığıdır. Ama unutulmaması gereken husus "SUÇLULARIN BERAAT ETTİĞİ YERDE YARGIÇLAR HÜKÜM GİYER"sözünün gerçekliğidir.‘’ demiştir.
Aslında baştan sona başta suçlayıcılar olmak üzere, soruşturma sürecinin başından beri yargısız infaz yolunu seçenlere meydan okuyan Başkan Aziz Yıldırım,‘FENERBAHÇE’NİN 1 LİRASINI ZİMMETİME GEÇİRDİĞİM İSPATLANIRSA KENDİMİ ÖLÜMLE CEZALANDIRIRIM. ANCAK BANA BU SUÇU ÖNGÖRENLERDE DE AHLAK VARSA ONLARIN GÖREVLERİNDEN İSTİFA ETMELERİNİ BEKLEMEKTE TABİİ HAKKIMDIR.’
Savcı Mehmet Berk, İBRAHİM AKIN’A "EVDE KÜÇÜK ÇOCUĞU OLDUĞUNU HATIRLATARAK ONU GÖRMEK İSTEYİP İSTEMEDİĞİ ŞEKLİNDE BİR SORUYLA KENDİSİNİN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE İFADE VERMESİNİ, ANCAK BU ŞEKİLDE İFADE VERMESİ DURUMUNDA EVE GİDEBİLECEĞİNİ" SÖYLÜYOR…’’
 ‘’…Sayın Savcı da bilmelidir ki, olmayan suçları işkenceyle, dayakla, hakaretlerle çeşitli baskılar ve kamuoyunda kafa karışıklığı yaratarak meydana getiremezsiniz….’’
‘’….YÜZ YILLIK ÇINAR OLAN FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ’NÜN KADERİYLE OYNAYACAKSINIZ AMA İŞİNİZE GELMEDİĞİNDE HAYALİ SUÇLAR YARATMAYA ÇALIŞACAKSINIZ. TARİH BUNLARI YAPANLARI AFFETMEYECEKTİR. SOKRATES "SORGULANMAMIŞ BİR HAYAT YAŞAMAYA DEĞMEZ" DEMİŞTİR, TEMENNİM BİZİ SORGULAYANLARINDA HAYATLARI SORGULANIR. O ZAMAN BU SÖZÜN NE ANLAMA GELDİĞİNİ ANLARLAR.’’
Elbette Başkan Aziz Yıldırım kendisi ve dolayısı ile Fenerbahçe aleyhine savıcının hazırladığı iddianamede yer alan somut suçlamalara ilişkin de geniş ve tatmin edici bir savunma yapmıştır. Bu normal olandır. Ama önemli olan ve etkisi ülke sınırlarını aşan savunmadaki en önemli ve dikkat çekici yönler, Jacques Verges’in Kopuş Savunması olarak adlandırdığı tarzdan örnekler sunduğu yukarıda bazı örneklerini sunduğum kısımlardır.
Çünkü Jacques Verges’in Savunma Saldırıyor kitabında da dediği gibi, Verges: “Kopuş savunmasında, sanık Sokrates gibi yapar, farklılığını öne sürer. Sokrates döneminde, biliyoruz ki bu tür davalar sanığın felaketiyle sonuçlanırdı. Ama o günden bugüne çok şey değişti. Bugün hiçbir önemli olay yoktur ki Pekin’de geçmiş olup Paris’te yankılanmasın, yorumlanmasın. Çünkü eğer sanık (fikri olarak) teslim olmamışsa, farklılığını öne sürüyorsa, dünyadaki bütün dostlarını etrafında toplar...”